Google’a “sahte haber” yazdığınızda 140.000.000’dan fazla sonuç elde edersiniz.
Sahte haberler için bir reklam bile var ve birinci sayfadaki sonuçların çoğu, interneti ve sosyal medyayı ele geçiren tüm yanlış bilgilerden haberdar olmanızı sağlamak için sahte haberleri toplayan ve listeleyen sitelerden oluşuyor.
Sorun şu ki, sahte haberleri tespit etmek zordur. Ve bu bizim hatamız değil. Sahte hikayeler mümkün olduğunca gerçekçi olacak şekilde tasarlanmıştır, böylece onları gerçek hikayelerden ayırt edemeyiz.
Özellikle siyasette, sahte haberler sadece öne çıkmakla kalmıyor, aynı zamanda bilinçaltı düzeyinde bile etkili oluyor. Facebook’un ve Twitter’ın seçimlerden önce sahte hikayeleri ve sahte hesapları tespit etmek için bir özellik sunmasına şaşmamak gerek.
Tüm bunların sonucu güvensizliktir.
Günümüzde tüketiciler kendi cihazları ve araçlarıyla, ihtiyaç duydukları ya da istedikleri anda, kendi zamanlarında ve kendi hızlarında bilgi aramak ve bulmak için güçlenmiş durumdalar.
Satın alma şeklimiz temelden değişti. Bize satış yapılmasına veya reklam yapılmasına güvenmiyoruz; arama yaparak, blogları okuyarak, sosyal medyada akranlarımızla konuşarak vb. kendi kararlarımızı vermek istiyoruz.
Bulduğumuz ve tükettiğimiz içeriğe ve aynı zamanda içeriğin ve markanın sağladığı deneyime dayalı olarak satın alıyoruz.
İşte bu yüzden sahte haberler markalar için büyük bir sorun. Sahte içerik söz konusudur ve bu nedenle tüketici güvenini daha da azaltır.
Peki sahte haber çağında insanların güvenini nasıl kazanabilirsiniz? Şu üç temel unsurla: tutarlılık, bütünlük ve güvenilirlik. Şimdi bunların her birine bir göz atalım.
1. Tutarlılık
Eğer ciddiye alınmak istiyorsanız, tutarlı olmalısınız. Bu, kullandığınız her mecrada ve karşılaştığınız her kişiye çevrimiçi ve çevrimdışı olarak aynı mesajı vermeniz gerektiği anlamına gelir.
Tutarlılık, bir marka olarak değer önermenizi besler. Siz kimsiniz ve neden bu işi yapıyorsunuz? Sabahları uyanmanızı ve yaptığınız işi yapmanızı sağlayan şey nedir? Sahip olduğunuz benzersiz yetenekler nelerdir ve bunlardan kimler faydalanmalıdır?
Değer önermesi söz konusu olduğunda, müşterilerime her zaman bu dört soruyu tek bir cümleyle yanıtlamalarını tavsiye ederim:
Neden?
Kim?
Ne?
Nasıl?
Sonuç genellikle şöyle bir şey olur: “Biz … için … ile … yapıyoruz, çünkü …”. Bu size sadece müşterilerinizin değil, çalışanlarınızın da hatırlayabileceği ve bu sayede harekete geçebilecekleri akılda kalıcı bir açıklama sunar.
Markanız için ya da karşılaştığınız aynı durum için (örneğin bir tür kriz) farklı hikayeler üretmeye başlarsanız, insanlar sizi hemen anlayacaktır. Kendi inançlarınıza sadık kalamadığınız (ya da hiç inancınız olmadığı) gerçeğinden rahatsız olacaklardır.
Yazdığınız metinlerde, ürettiğiniz görsel ve videolarda ve paylaştığınız sosyal medya gönderilerinde temsil edilmesi gereken şey aynı mesaj, aynı hikayedir.
2. Bütünlük
“Neden” sorusunu hayata geçirebilmek için eylemlerinize rehberlik edecek güçlü ilke ve inançlara sahip olmanız gerekir.
Bu ilke ve inançların tüm şirketinize yayılması ve her ekip çalışanının bunları sadece anlaması değil, aynı zamanda tamamen benimsemesi gerekir.
Eğer durum böyle değilse, eylemler sahte olacaktır. Ayrıca, durumların ele alınma ve iletilme şekli de sahte olacaktır.
En iyi şirketler, temel değerleri yerleştirerek ve bunları her müşteri temas noktasında sorunsuz bir şekilde göstererek insanlarda, eylemlerde ve iletişimde dürüstlüğü teşvik eden şirketlerdir.
3. Güvenilirlik
Her bir iletişim kanalınızda aynı mesajın iletilmesi söz konusu olduğunda güvenilirlik tutarlılığı besler. Ancak tutarlılık daha çok “neden” ile ilgilidir; güvenilirlik ise “ne” ve “nasıl” ile ilgilidir.
Ürünleriniz veya hizmetleriniz aracılığıyla sağladığınız deneyim, sizi güvenilir kılan veya kılmayan şeydir. İçeriğinizin bir marka olarak ne yaptığınızı ve bunu nasıl yaptığınızı yansıtması gerekir.
Vadettiklerinizle gerçekte sunduklarınız arasında bir uyumsuzluk varsa, kimse mesajlarınıza güvenmek istemeyecek veya size itimat etmeyecektir.
Ve sosyal medya dünyasında, vadedilen deneyimi sunamamak gizli kalmayacaktır. İnsanlar, memnuniyetsizliklerini sosyal ağları üzerinden paylaşacak ve bu da inkar edilemez bir şekilde size zarar verecektir.
Nihayetinde, sahte haber ve medya dünyasında öne çıkmak ve fark edilmek ancak güven sayesinde mümkün olabilir.
Tüketiciler ve sosyal izleyiciler ne yaptığınıza ve bunu nasıl yaptığınıza güvenebilir, niyetinize inanabilir ve markanızın arkasındaki “neden”i anlayabilirlerse, size ve içeriğinize güven duyacaklardır.